17 Aralık 2011 Cumartesi
16 Aralık 2011 Cuma
Bir İstihbarat Çalışması
Yıllar önce Bassit'e bir askeri harekat planlanmış. Bu harekat, doğal olarak bir ön istihbarat çalışması gerektiriyor.
Bu istihbarat çalışmasının ötesini berisini içeren bazı anlatımları; sabrınıza sığınarak, bir kaç gün sürecek aktarımlarla bilgilerinize sunmak istiyorum.
Başlamadan önce özellikle bir hususa dikkatinizi çekmek isterim: Bu anlatımlarda bazı isimler, tarihler, mekan ve meslek bilgileri özellikle değiştirilmiştir.
Okuma sırasında lütfen bu hususu unutmayınız.
Bu istihbarat çalışmasının ötesini berisini içeren bazı anlatımları; sabrınıza sığınarak, bir kaç gün sürecek aktarımlarla bilgilerinize sunmak istiyorum.
Başlamadan önce özellikle bir hususa dikkatinizi çekmek isterim: Bu anlatımlarda bazı isimler, tarihler, mekan ve meslek bilgileri özellikle değiştirilmiştir.
Okuma sırasında lütfen bu hususu unutmayınız.
9 Kasım 2011 Çarşamba
Mıro Tiiii..Vi
Alman Fransız ortak yapımı olan iftiralar vadisinde tarih, ne de güzel gerisin geri gidiyor..
İlim irfan sahibi olmasa da vicdan sahibi olan herkesin bu senaryolara gülüp geçtiğini biliyorum. Çünkü; yazılanlar üst üste konulduğunda iki yüzlülüğün, riyanın, iftiranın sırıttığını hemen görüyorlar...
Lakin mahla kullanmayı marifet bellemiş bir elma şekeri, yalan korosuna mızıka çalarak katılmaya devam ediyordu.. Bu tipin gerçek kimliğine dönmesini sağladım. Ancak bunu itiraf ettirince artık ben yokum deyip yalan korosundan ayrılma sinyali verdi.
Malumunuz 2006 yılında DYP üyesi oldum.. Bu üyeliğin hangi şartlarda gerçekleştiğini de açıkladım. Daha önce ismen bildiğim bir çok siyasi lider gibi Mehmet Ağar'ı da siyasi parti genel başkanı olduğu dönemde nasıl tanıdığımı anlattım..
Buradan yola çıkaranların attıkları çamur üzerine, MIRO masalı uydurukçularını tiye alan bir şeyler yazdım.
Ama MIRO'cular bu yazıdaki istihzayı bile anlamayıp koro halinde iftiraya devam ettiler.
İşte bundan sonrası MIRO masalı seven ve üreten itirafçı iftiracılar içindir..
Mehmet Ağar'la samimiyetim ilerleyince ''emniyet kuvvetlerimize yardımcı olmak maksadıyla aşağıdaki olayları çözmeleri bakımından polise yardımcı oldum.''
Nasıl mı ?
Anlatayım müsadenizle...
Henüz Acilcilerin lider ve eylem kadrosunu, yapacağı eylemleri kimse bilmiyor. Çünkü 1977'ye daha çook var..
Yani, vereceğim bilgiler bu nedenle çok önemli.
Kendisine Harbiye'deki AKBANK'ın kimler tarafından ne zaman soyulacağını, soygun sonrası para ve silahların nerede saklanacağını ayrıntılı olarak emniyet kuvvetlerine yardımcı olmak maksadıyla söyledim.
Bu bilgileri alan Mehmet Ağar, özel hattan hemen MİT bölge başkanı Osman Nuri Gündeş'i arayıp benden aldığı bilgileri aktardı. Soygunun yapılmasına göz yumulmasını ama ardından hemen suçüstü yapılmasını emretti.
Osman Nuri Gündeş ise cevaben;
'' endişe edilmemesini, eylem kadrosuna bir elemanlarını yerleştirdiklerini, eylemcilerin hareketlerini anlık olarak haber aldıklarını, soygun sonrası kendi elemanları da dahil herkesin hemen yakalanacağını '' iletti.
Bu bilgi Mehmet Ağar'ın yüzünü güldürdü. '' Bak, nasıl çalışıyoruz '' der gibi bir bakış attı bana.
Sonucu merakla beklemeye başladım.
Her şey ifade edildiği gibi oldu..
Başka bir gün; 1976 yılında Yeşilköy baskınını gerçekleştirecek Filistinli iki gerillanın Sagmalcılar cezaevinden kaçacakları bilgisini verdim.
Mehmet Ağar, bu bilgiyi de hemen Osman Nuri Gündeş'e iletti. Aldığı yanıt ilkine benziyordu:
''-Merak buyurmayınız, cezaevinde elemanımız mevcut, gelişmelerden anlık olarak haberdarız... Devletimizin Filistin davasına olan ilgisi nedeniyle sorun olmadan Filistinlilerin firarı görmezden gelinecek ancak başkalarının firarına izin verilmeyecektir.. ''
Öyle de oldu...
Başka bir gün Mehmet Ağar'a, Suriye'ye kaçan eski arkadaşların Bassit'de bir eğitim kampı kurduklarını, bu kampta çok sayıda militanı eğittiklerini, yakında bir kongre toplayacaklarını söyledim.
Mehmet Ağar, bu bilgiyi de dönemin MİT başkanıyla paylaştı.
Aldığı yanıt yine aynıydı:
''-Endişelenmeyin sayın başkanım, Suriye'deki kampta üç ayrı elemanımız mevcuttur. Bu kampa gidip gelenleri, Türkiye'deki bağlantılarını anlık olarak rapor alıyoruz. Tehlike arzedecekleri derdest edip yakalıyoruz. ''
Baktım ki; hangi bilgiyi versem, MİT benden bir adım önde..
Elemanlar çok sıkı çalışıyor.
Bilgi vermeyi kestim.
İlim irfan sahibi olmasa da vicdan sahibi olan herkesin bu senaryolara gülüp geçtiğini biliyorum. Çünkü; yazılanlar üst üste konulduğunda iki yüzlülüğün, riyanın, iftiranın sırıttığını hemen görüyorlar...
Lakin mahla kullanmayı marifet bellemiş bir elma şekeri, yalan korosuna mızıka çalarak katılmaya devam ediyordu.. Bu tipin gerçek kimliğine dönmesini sağladım. Ancak bunu itiraf ettirince artık ben yokum deyip yalan korosundan ayrılma sinyali verdi.
Malumunuz 2006 yılında DYP üyesi oldum.. Bu üyeliğin hangi şartlarda gerçekleştiğini de açıkladım. Daha önce ismen bildiğim bir çok siyasi lider gibi Mehmet Ağar'ı da siyasi parti genel başkanı olduğu dönemde nasıl tanıdığımı anlattım..
Buradan yola çıkaranların attıkları çamur üzerine, MIRO masalı uydurukçularını tiye alan bir şeyler yazdım.
Ama MIRO'cular bu yazıdaki istihzayı bile anlamayıp koro halinde iftiraya devam ettiler.
İşte bundan sonrası MIRO masalı seven ve üreten itirafçı iftiracılar içindir..
Mehmet Ağar'la samimiyetim ilerleyince ''emniyet kuvvetlerimize yardımcı olmak maksadıyla aşağıdaki olayları çözmeleri bakımından polise yardımcı oldum.''
Nasıl mı ?
Anlatayım müsadenizle...
Henüz Acilcilerin lider ve eylem kadrosunu, yapacağı eylemleri kimse bilmiyor. Çünkü 1977'ye daha çook var..
Yani, vereceğim bilgiler bu nedenle çok önemli.
Kendisine Harbiye'deki AKBANK'ın kimler tarafından ne zaman soyulacağını, soygun sonrası para ve silahların nerede saklanacağını ayrıntılı olarak emniyet kuvvetlerine yardımcı olmak maksadıyla söyledim.
Bu bilgileri alan Mehmet Ağar, özel hattan hemen MİT bölge başkanı Osman Nuri Gündeş'i arayıp benden aldığı bilgileri aktardı. Soygunun yapılmasına göz yumulmasını ama ardından hemen suçüstü yapılmasını emretti.
Osman Nuri Gündeş ise cevaben;
'' endişe edilmemesini, eylem kadrosuna bir elemanlarını yerleştirdiklerini, eylemcilerin hareketlerini anlık olarak haber aldıklarını, soygun sonrası kendi elemanları da dahil herkesin hemen yakalanacağını '' iletti.
Bu bilgi Mehmet Ağar'ın yüzünü güldürdü. '' Bak, nasıl çalışıyoruz '' der gibi bir bakış attı bana.
Sonucu merakla beklemeye başladım.
Her şey ifade edildiği gibi oldu..
Başka bir gün; 1976 yılında Yeşilköy baskınını gerçekleştirecek Filistinli iki gerillanın Sagmalcılar cezaevinden kaçacakları bilgisini verdim.
Mehmet Ağar, bu bilgiyi de hemen Osman Nuri Gündeş'e iletti. Aldığı yanıt ilkine benziyordu:
''-Merak buyurmayınız, cezaevinde elemanımız mevcut, gelişmelerden anlık olarak haberdarız... Devletimizin Filistin davasına olan ilgisi nedeniyle sorun olmadan Filistinlilerin firarı görmezden gelinecek ancak başkalarının firarına izin verilmeyecektir.. ''
Öyle de oldu...
Başka bir gün Mehmet Ağar'a, Suriye'ye kaçan eski arkadaşların Bassit'de bir eğitim kampı kurduklarını, bu kampta çok sayıda militanı eğittiklerini, yakında bir kongre toplayacaklarını söyledim.
Mehmet Ağar, bu bilgiyi de dönemin MİT başkanıyla paylaştı.
Aldığı yanıt yine aynıydı:
''-Endişelenmeyin sayın başkanım, Suriye'deki kampta üç ayrı elemanımız mevcuttur. Bu kampa gidip gelenleri, Türkiye'deki bağlantılarını anlık olarak rapor alıyoruz. Tehlike arzedecekleri derdest edip yakalıyoruz. ''
Baktım ki; hangi bilgiyi versem, MİT benden bir adım önde..
Elemanlar çok sıkı çalışıyor.
Bilgi vermeyi kestim.
28 Ekim 2011 Cuma
Elma Şekeri
İtiraf üstüne itiraf, utanç üstüne utanç
Utanılası son itiraf da elma şekeri oldu.
Elma şekeri; insanları iliğine kadar kemirmenin kibarcası..
Elma şekerini bir sülük iştihasıyla yalayıp yutmak, çöpünü atmak…Ve sonrasında alay etmek…
Alay dolu bu sözler; ''vay ahmak, vay aptal, nasıl da kanını emdik senin'' demenin Alamancası…
Bu yöntemi devrimciler bilmez..
Denizlerin Mahirlerin lugatında böyle sinsi burjuva taktikler olmaz çünkü.
Denizlerin Mahirlerin lugatında böyle sinsi burjuva taktikler olmaz çünkü.
Bu iğrenç yöntemi bilse bilse itirafçı gibi kaşarlaşmış sülükler bilir.
Başkalarını yazdıkları dönemde çocuk oldukları için alaya alan aşağılık itirafçıların, muhbirlerin, iftiracıların bu etiketlerinden başka kattıkları hangi değer var geleceğe aktarılacak ?
Bir yolun yolcusu olmak; ortaya konan özveriler nedeniyle saygı duyulacak bir erdemdir.
Ama bu erdemden uzak olanların akıllarında elma şekerinden başka bir kaygı yoktur.
Bu tipler; kendi benlikleri dışında herkesi kolayca harcarlar..
Çoluk çocukları, hatta eşleri dahil..
Utanılası bu bencilliği; bir marifetmiş gibi savunacak aptal tebaları da olur.
İşin asıl hazin yanı da budur.
Elindeki elma şekerinin kemirilmekte olduğunu; sonuna gelindiğinde çöpe atılacağını aklına getirmez hiç.
Elde edilen bilgiler acı bir gerçeği gözler önüne sermiştir..
Nedir bu gerçek ?
Nebil’in de bir elma şekeri olduğu..
Altınlarını yiyip, cesedini bıraktılar…
Görüyoruz ki; iştahları hâlâ kabarık..
Etraflarında gafil gezen elma şekeri çok nasılsa..
22 Ekim 2011 Cumartesi
Bilanço
Duydum ki çukurların malzemesi tükenmiş; biraz koltuk çıkayım.
Malumunuz; çoktandır servet bilgisi duyamaz olduk
.
Vereceğim bilgilere göre yeni bir bilanço lazım.
Geçenlerde önemli bir bilgi ulaştı. Suriye'de Osmanlı döneminden kalma bir siyah elmas ile dünyanın en küçük el yazması Kur'an'ı bulunmuş.
Elmasın 5. Mehmet (Sultan Reşat) dönemine ait belgesi de mevcutmuş. En küçük Kur'an da Sultan Reşat tarafından Mihrac'ın atalarından birisine hediye edilmiş (ismi ve nedeni bende saklı)..
.
Bu haberi alınca koleksiyoncu bir gurupla hemen Suriye'ye gittik.
Milyon dolarların konuşulduğu pazarlığa tanıklık ettim. Tarihi eserleri kendi gözlerimle görüp, dokundum..
Tarihe dokunmak güzel bir duyguydu.
Neticede; sandıklarda kapalı kalmış tarihi eserler gün ışığına çıktı.. Pazarlıklar bağlandı, kutlaması yapıldı..
Demem o ki; bilançodaki veriler değişti.
Köstebeklik benden, güncelleme züğürt itirafçı Engin'den....
Malumunuz; çoktandır servet bilgisi duyamaz olduk
.
Vereceğim bilgilere göre yeni bir bilanço lazım.
Geçenlerde önemli bir bilgi ulaştı. Suriye'de Osmanlı döneminden kalma bir siyah elmas ile dünyanın en küçük el yazması Kur'an'ı bulunmuş.
Elmasın 5. Mehmet (Sultan Reşat) dönemine ait belgesi de mevcutmuş. En küçük Kur'an da Sultan Reşat tarafından Mihrac'ın atalarından birisine hediye edilmiş (ismi ve nedeni bende saklı)..
.
Bu haberi alınca koleksiyoncu bir gurupla hemen Suriye'ye gittik.
Milyon dolarların konuşulduğu pazarlığa tanıklık ettim. Tarihi eserleri kendi gözlerimle görüp, dokundum..
Tarihe dokunmak güzel bir duyguydu.
Neticede; sandıklarda kapalı kalmış tarihi eserler gün ışığına çıktı.. Pazarlıklar bağlandı, kutlaması yapıldı..
Demem o ki; bilançodaki veriler değişti.
Köstebeklik benden, güncelleme züğürt itirafçı Engin'den....
16 Ekim 2011 Pazar
Deniz Gezmiş Günlüğü
Tarihe mal olmak için serden geçmek lazımdır.. Bu da kolayca göze alınacak bir hal değil..
Deniz olmak zordur..
Ama Deniz kalmak daha da zor.
Yüreklerimizde en canlı halleriyle yaşamaya devam eden Denizlerle dertleşmek, yozlaşan ilişkileri, kaybolan ülküleri, değerleri iletmek yanlış mı ?
Bence değil…
Ali Yıldırım da Deniz Gezmiş’le dertleşip ortaya bir günlük çıkarmış..
Beğenip beğenmemek kişisel bir tercihtir, saygı duyarım.. Ama buradan yola çıkarak Deniz Gezmiş’in yoldaşıymış edasıyla hava atmaya çalışanların sahte yüzlerini de teşhir etmekte fayda var…
Bunu yapmak geçmişe olan bağlılığın gereğidir..
Diyorlar ki; bu kitap Denizlerin anısına saygısızlıkmış..
Peki sen Oral Çalışlar, sen Engin Erkiner…
Hangi yüzle böyle bir bildiriye imza atıyorsunuz ?
Böyle bir bildiriye imza koyanın; her şeyden önce kendisinin o geçmişe layık olması gerekmez mi ?
Gençliğimizde Deniz olmak tutkumuzdu… İdealimizdi..
Bu nedenle anti emperyalisttik.
…
‘’Bağımsız Türkiye’’ sadece sloganımız değil, ülkümüzdü..
Halen de öyle..
Peki ya sen sorosçu Oral, ya sen ihbarcı ve itirafçı Engin; sizler ne kadar anti emperyalistsiniz bugün ?
Ne kadar Denizsiniz ?
Sizler; Denizlerin denize döktüğü 6. Filonun askerlerine selam durmuyor musunuz bugün ?
Emperyalistlerin Arap coğrafyasındaki işgallerine alkış tutmuyor musunuz ?
Sizler; Arap baharı maskesi takmış Amerikan uşağı değil misiniz ?
Behey yüzsüzler,
Behey utanmazlar,
Behey işgal çığırtkanları,
Behey muhbir, behey çamur adam...
Milletten utanmıyorsunuz, bari tarihten utanın...
Denizler yaşıyor olsaydı eğer; Ali Yıldırım’a ne yapardı bilemem ama sizlerin o alçak suratına tükürüp, kıçınıza tekmeyi basarak Dolmabahçe’den denize dökerdi..
Bundan eminim..
Not: Bu yorum, ilgili haberle bağlantı olarak ODATV'de yayınlanmıştır.
Not: Bu yorum, ilgili haberle bağlantı olarak ODATV'de yayınlanmıştır.
3 Ekim 2011 Pazartesi
Dokunan Yanar
Fethullahçı gladyoyu deşifre edenlerin akibetini böyle özetlemişti Ahmet Şık..
Gerçekten de dokunan yanmıyor mu ? En çarpıcı örneğini de Hanefi Avcı ile görmedik mi ? Eğer sadece Hanefi Avcı'nın kimliği üzerine yoğunlaşıp ''Oh oldu ite'' noktasında durursak, madalyonun gerçek yüzünü hiç göremeyiz.
Gladyoya dokunursan başına her şey gelir.
Muhatap olduğum her türlü iftira ve çamurun ana nedeni budur.
Ama sonucu ne olursa olsun; dokunmaya devam edeceğim...
2006 yılındaki parti üyeliğinden yola çıkıp 1977'lere varmak sadece zaman makinasıyla değil; Engin ve İbrahim Yalçın'ın FİNOSU oldukları yalan makinasıyla da mümkünmüş..
Bunu da gördük çok şükür..
Birkaç gündür, başkanı olduğum nakliye derneğinin bütün üyelerine'' DEVRİMCİ KAMUOYUNA '' başlıklı postalar göndererek ÇAMUR ve İHBAR kampanyasını sürdürüyorlar..
Lakin bu aptalların hiç bilmedikleri bir gerçek var: Başkanı olduğum dernek, devrimcilerden oluşmuş bir fikir kulübü değil.. Adı üstünde; nakliyecilerin sektörel birliği. Yani aramızda her düşünce ve inançtan hacısı, hocası, musevisi, dinsizi, imansızı , lazı, kürdü, arabı var..
Yani sizin osuruk reyalı yalanlarınız kimsenin kılını titretmez..
Çünkü sektörümün insanı; sarraftır; veliyi de bilir deliyi de...
Hele de muhbiri; gözünden tanır..
Birazda yargı sürecinden bahsedeyim..
Hasan'ın da ifade ettiği gibi hiç kimse ne geçmişini ne de bugünü inkar etti.. Geçmişimizi de bugün yaptıklarımızı da gururla savunduk.
Bu elbetteki dik duruştur.
Mahkemede üstlendiğimiz fiiller suçsa; cezasına razıyız.
Ama bu iftira ve ihbarcı başlarının dışkı kokan mesajları; onların künyesi olarak tarihe çoktan yazıldı.
Ben; '' GÜN NASILSA AĞARIR '' demiştim, dostlar '' GÜN NİCEDİR AĞARMIŞ '' dediler.
Ne kadar doğru..
Aslında madalyona tersten bakmak lazım. Hakkımdaki çamurun arkasında yatan gerçek neden; ulaştığıma ikna oldukları belgeler nedeniyle içine düştükleri derin endişedir..
Kendilerinde panik depresyon hali var..
Hani depreme hazırlık çalışmaları vardır... Binanın çatlayan, patlayan yerleri güçlendirilir.. Bunların yaptıkları da bu..
Depreme hazırlık yani..
Olası büyük depremden en az zararla yırtmak için kendilerince tedbir alıyorlar..
Mehmet Ağar hikayesi bu nedenle pehlivan tefrikasına dönüştürülüp herkese bir kılçık atılıyor.. Aslında seslendikleri devrimci kamuoyu falan değil.. Mesajlarının muhatabı tamamen Mehmet Ağar...
Ona diyorlar ki;
'' Bir devrimci aranıza sızmış, bizleri deşifre ediyor.. Buna engel olun..''
Ben, verilen mesajları tersinden okumayı severim.. Maskeleri indirmenin en güzel yöntemidir.
Yine haklı çıktım..
'' Dokunan Yanar '' demişti Ahmet Şık..
Evet, dokunan yanıyor..
Daha önce de yazmıştım; bir kişinin nerede olduğu değil, kim olduğu önemlidir. Bazı sabit fikirleri kırabilmenin yoludur aslında bu.. Devrimci teori; en gerici partilerde bile çalışabilmeyi gerekli kılar.
İki günde il yöneticisi olunmaz diyorlar... Aslında kendileri de inanmıyor buna...
Bal gibi olunur.
Burjuva siyaseti günlük getiriye bakar..
Bu nedenle rüzgar senden yana eserse; iki günde değil il yöneticisi, milletvekili bile olursun partinin yolunu bilmeden.
Burjuva siyasetinin insana bakışı budur...
Devrimcilik ilkeli bir duruştur demiştim.. Kimliği ve sıfatı ne olursa olsun; hukuksuzluktan mağdur olanın yanındayım. Bu nedenle ergenekon, estergon masallarıyla dolduruşa gelmem.
Biraz da emniyet ifadelerimizin sızdırılmasından söz edeyim. Anlıyorum ki; suç duyurusu başvurumuzun muhatapları bayağı tedirgin.. Kendilerini kurtaracak yalancı şahitleri aynı mahalde bulmaya çalışıyorlar.
Ama nafile.. Gerçeği biliyoruz.
Gereğini yaptık..
Bu konuda yanlış yönlendirmeye yönelik mesajlara karnımız tok
Bu boku yiyen, faturayı öder...
Gerçekten de dokunan yanmıyor mu ? En çarpıcı örneğini de Hanefi Avcı ile görmedik mi ? Eğer sadece Hanefi Avcı'nın kimliği üzerine yoğunlaşıp ''Oh oldu ite'' noktasında durursak, madalyonun gerçek yüzünü hiç göremeyiz.
Gladyoya dokunursan başına her şey gelir.
Muhatap olduğum her türlü iftira ve çamurun ana nedeni budur.
Ama sonucu ne olursa olsun; dokunmaya devam edeceğim...
2006 yılındaki parti üyeliğinden yola çıkıp 1977'lere varmak sadece zaman makinasıyla değil; Engin ve İbrahim Yalçın'ın FİNOSU oldukları yalan makinasıyla da mümkünmüş..
Bunu da gördük çok şükür..
Birkaç gündür, başkanı olduğum nakliye derneğinin bütün üyelerine'' DEVRİMCİ KAMUOYUNA '' başlıklı postalar göndererek ÇAMUR ve İHBAR kampanyasını sürdürüyorlar..
Lakin bu aptalların hiç bilmedikleri bir gerçek var: Başkanı olduğum dernek, devrimcilerden oluşmuş bir fikir kulübü değil.. Adı üstünde; nakliyecilerin sektörel birliği. Yani aramızda her düşünce ve inançtan hacısı, hocası, musevisi, dinsizi, imansızı , lazı, kürdü, arabı var..
Yani sizin osuruk reyalı yalanlarınız kimsenin kılını titretmez..
Çünkü sektörümün insanı; sarraftır; veliyi de bilir deliyi de...
Hele de muhbiri; gözünden tanır..
Birazda yargı sürecinden bahsedeyim..
Hasan'ın da ifade ettiği gibi hiç kimse ne geçmişini ne de bugünü inkar etti.. Geçmişimizi de bugün yaptıklarımızı da gururla savunduk.
Bu elbetteki dik duruştur.
Mahkemede üstlendiğimiz fiiller suçsa; cezasına razıyız.
Ama bu iftira ve ihbarcı başlarının dışkı kokan mesajları; onların künyesi olarak tarihe çoktan yazıldı.
Ben; '' GÜN NASILSA AĞARIR '' demiştim, dostlar '' GÜN NİCEDİR AĞARMIŞ '' dediler.
Ne kadar doğru..
Aslında madalyona tersten bakmak lazım. Hakkımdaki çamurun arkasında yatan gerçek neden; ulaştığıma ikna oldukları belgeler nedeniyle içine düştükleri derin endişedir..
Kendilerinde panik depresyon hali var..
Hani depreme hazırlık çalışmaları vardır... Binanın çatlayan, patlayan yerleri güçlendirilir.. Bunların yaptıkları da bu..
Depreme hazırlık yani..
Olası büyük depremden en az zararla yırtmak için kendilerince tedbir alıyorlar..
Mehmet Ağar hikayesi bu nedenle pehlivan tefrikasına dönüştürülüp herkese bir kılçık atılıyor.. Aslında seslendikleri devrimci kamuoyu falan değil.. Mesajlarının muhatabı tamamen Mehmet Ağar...
Ona diyorlar ki;
'' Bir devrimci aranıza sızmış, bizleri deşifre ediyor.. Buna engel olun..''
Ben, verilen mesajları tersinden okumayı severim.. Maskeleri indirmenin en güzel yöntemidir.
Yine haklı çıktım..
'' Dokunan Yanar '' demişti Ahmet Şık..
Evet, dokunan yanıyor..
Daha önce de yazmıştım; bir kişinin nerede olduğu değil, kim olduğu önemlidir. Bazı sabit fikirleri kırabilmenin yoludur aslında bu.. Devrimci teori; en gerici partilerde bile çalışabilmeyi gerekli kılar.
İki günde il yöneticisi olunmaz diyorlar... Aslında kendileri de inanmıyor buna...
Bal gibi olunur.
Burjuva siyaseti günlük getiriye bakar..
Bu nedenle rüzgar senden yana eserse; iki günde değil il yöneticisi, milletvekili bile olursun partinin yolunu bilmeden.
Burjuva siyasetinin insana bakışı budur...
Devrimcilik ilkeli bir duruştur demiştim.. Kimliği ve sıfatı ne olursa olsun; hukuksuzluktan mağdur olanın yanındayım. Bu nedenle ergenekon, estergon masallarıyla dolduruşa gelmem.
Biraz da emniyet ifadelerimizin sızdırılmasından söz edeyim. Anlıyorum ki; suç duyurusu başvurumuzun muhatapları bayağı tedirgin.. Kendilerini kurtaracak yalancı şahitleri aynı mahalde bulmaya çalışıyorlar.
Ama nafile.. Gerçeği biliyoruz.
Gereğini yaptık..
Bu konuda yanlış yönlendirmeye yönelik mesajlara karnımız tok
Bu boku yiyen, faturayı öder...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










